Koçluk yaparken farkettiklerim ..

Mindfulness koçluğunda saatlerimi artırarak ilerlemek için bir süredir pratik yapıyorum. Kendimiz için elbette bir takım notlar alıyoruz ama hepimizi ilgilendirebileceğini düşündüklerimi de paylaşmanın faydalı olacağını düşünüyorum.

Koçluk almaya gelen kişinin keskin hatlarla belirlenmiş hedefi olması, koçun işini kolaylaştırıyor gibi görünse de asla değil.. bu dönem, kurumsal işlerden bireysel çalışma hayatına geçiş yapmak isteyen çok malum..bahsetmek istediğim hedefin gerçekçi olup olmaması da değil üstelik, sadece bilgi ve tekniğe o kadar ağırlık verilmiş ve yoğunlaşılmış ki, sunulan sayısız eğitim seçeneğini durmaksızın değerlendiriyorlar, hayata geçirmekte cesaret ve motivasyon ihtiyaçlarının olduğunu da anladıkları halde nasıl karşılanacağına dair cevabı bulamıyorlar.. .ve sürekli erteliyorlar..

Benim baktığım yerden görünen;  sıralamadaki bir yanlış ..olmak istedikleri kişinin’ ya da kariyerlerinde varmak istedikleri yerin kılığına bürünmeyi, işi sevmeyi, ruhunu anlamayı, kavramayı neredeyse tüm planın en sonuna atmaları.

Kurumsal hayatta kullandıkları analitik zihini terk etmeden, bambaşka bir alanda, kalbi, sezgileri, yaratıcılığı devreye sokmadan, o heyecanı, yepyeni gözlerle yaşamadan..

kalp aynanı cilalamadan nasıl ?

Mükemmelliyetçilik..

Yıllar önce dört alim Kawir çöllerinde bir kervanla yolculuk ediyormuş. Akşamları ateş etrafında oturuyor, deneyimleri hakkında konuşuyorlarmış. Dördünün de develere hayranlığı varmış. Develerin huzurlu hallerine şaşıyor, güçlerini takdir ediyor ve sabırlarını anlaşılmaz buluyorlarmış.

İçlerinden biri “Biz kalem ustalarıyız, bu hayvanı övmek ve onurlandırmak için yazalım veya çizelim” demiş. Bu sözleri söyler söylemez bir parşömen kağıdı alıp gaz lambasıyla aydınlanan çadıra girmiş. Birkaç dakika sonra dışarı çıkmış ve çalışmasını üç arkadaşına göstermiş. Kağıtta dinlenme pozisyonundan kalkmaya hazırlanan bir deve çiziliymiş. Hem de o kadar güzel çizilmiş ki, insan canlı olduğunu düşünebilmiş. Daha sonra bir başkası çadıra girmiş ve bir süre sonra çıkmış. Onunkisi, develerin kervana sağladıkları yararların kısa bir anlatımıymış. Üçüncü olarak çadıra giren alim ise büyüleyici bir şiir yazmış.

En son dördüncü alim çadıra girmiş ve diğer arkadaşlarını kendisini rahatsız etmemeleri konusunda uyarmış. Birkaç saat sonra ateş sönmüş, çadırın dışındakiler çoktan uykuya dalmış. Fakat loş çadırdan hala kalem sesleri ve monoton bir şarkı geliyormuş. Arkadaşları onu dördüncü gün de ikinci ve üçüncü gündeki gibi boşuna beklemişler. Sonunda beşinci gün çadırın girişi açılmış ve çalışkanların çalışkanı ölesiye yorulmuş halde, morarmış gözler ve çökmüş yanaklarla dışarı adım atmış. Yorgun adımlarla canından bezmiş bir şekilde diğerlerinin yanına yaklaşırken bir tomar parşömen kağıdını halıya atmış.

Birinci rulonun dışında büyük harflerle “Kusursuz deve, veya bir deve nasıl olmalı” yazılıymış…

geleceği tasarlarken kadim hikayelere göz atalım

Masallar efsaneler, çok eski hikayeleri okurken bir yandan da o zamanlardaki gibi özgün yeni bir hikayenin neden gelmediğini düşünür müsünüz..

El yazısı ile yazı yazmayı bırakmış, kitap okumayan, hayal kurmayan, daha az kelime hazinesi ile konuşan, bugün her türlü araştırma yapmayı kolaylaştıran teknolojik seçenekleri kullanan ama kendi aklı fikriyle, bilinçli düşünmeyi ihmal eden bugünün insanlarına dijital cihazlardaki görsel ya da işitsel zenginliklerin, izlenen filmlerin, oyunların beynin düşünme, yazma ya da yaratıcılık yeteneğine, insanın ‘düşünce’ sürecine bir faydası olmaması (ve belki de bu yetiden uzaklaştırması) nedeni ile de önümüzde uğraşmamız gereken yeni bir konu var.. düşünme alışkanlığımızı ve yaratıcılık yeteneğimizi yeniden canlandırmak.

Bireyin sevgi, barış, bilgelik, birlik, yaratıcılık potansiyelini açığa çıkartan daha derin anlam arayışını, daha yüzeyden daha derine ve daha bireyselden daha kolektif bilince geçişini, sıradanlığın muhteşemliğini görebilmeyi bize hep bu kadim bilgilerle dolu eski hikayeler öğretiyor.

Bilen olmaktan öğrenen olmaya, maddeden manaya geçmeyi, görünmeyeni görünür hale getiren zekayı bencillikten kurtarmayı ve insan yararına kullanmayı, her birimizin damla olduğunu anlamayı ve nihayetinde içe yolculuğu deneyimlemeyi anlatan hikayeler, iyiyle kötü ayrımını yapabilen insanın düşünebilen, duygularıyla bağlantısını hiç koparmamış en iyi versiyonunu geleceğe taşımamız gerektiğini hatırlatıyor.

bağlantıda olmayı unuttuk

Etimoloji her alanda başvurulacak bir kaynak.

Kelimelerin kökeninde çok büyük sırlar gizli. Örneğin insan kelimesi unutan demekmiş. Gerçekten de insanın doğduktan ölene kadar bu alemin anlamını keşif serüveninde aslında bildiklerini hatırlayan bir hali vardır.. kadim bilgiler bize bir yerlerden tanıdık gelir.

Diğer bir örnek religion kelimesinin Latince köküne inildiğinde anlamının re-ligio yani yeniden bağlanmak olduğunu görüyoruz. Okumaya devam et “bağlantıda olmayı unuttuk”

farkındalık sonrası hayat

A-ha anı olarak da bilinen bilincimizdeki hareketlenmeden söz ediyorum; farkındalık. Bu anın büyüsünü yaşayan bilir, çok kıymetlidir ama bu bilinci uzun süre hayatımızda tutmak gayret, çalışma, çaba ister.

Farkındalık anı gelip geçen bir deneyim değildir, değiştirici, dönüştürücü etkisi vardır. Bir kez bilincinizde bir “kıpırdanma” olduğunda, artık ondan önceki zihninizi, düşünme tarzınızı hatırlamazsınız bile, duyularınız olayları, kişileri bugüne kadar olduğundan farklı şekilde algılamaktadır, bakış açınız değişmiştir, çevreniz, dünyanız da buna ayak uydurur. Okumaya devam et “farkındalık sonrası hayat”

bana ne faydası var ?

Açmayı planladığım Spiritüel Zeka: Kalbi Uyandırmak başlıklı eğitim ile ilgili bana en çok şu soru soruldu.. “bana ne faydası var?”..

SQ,spiritüel zeka IQ ve EQ’dan sonra, üzerinde son yıllarda daha çok konuşulan bir kavram, aslında çok da karmaşık değil, bu zeka potansiyel olarak hepimizin özünde var.. Okumaya devam et “bana ne faydası var ?”

Bir olmak, birlik olmak

Birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız.

Ağaçların köklerine dikkat ederseniz, toprağın altında birbirine dolaşmış, karışmış halde olduğunu görürsünüz,  toprağın üstünde ise ağaçların her biri diğerinden ayrı durur. Tıpkı bugünkü sosyal medya teknolojisi ile birbirini hiç tanımayan bizlerin birbirimizin hayatına girmemiz gibi.

Okumaya devam et “Bir olmak, birlik olmak”

Yeni çağa yeni bilinç..

Yeni çağ.. dijital ya da post modern dediğimiz..insanı hakikatinden, beden-ruh-zihin bağlantısından uzaklaştıran, binbir çeşit oyuncaklarla dolu bir zaman.

Ama ne oldu ise, teknoloji ilerledikçe, bilim insanları binlerce yıl önce mistiklerin söylediklerini ispatlamaya, teyid etmeye başladılar, bedendeki en küçük hücrenin bütün bedenin bilgisine sahip olduğunun ortaya çıkışı, beynimizin çalışma prensiplerinin irdelenip meditasyn yapanların beyin fonksiyonlarının analiz edilmesi, nerdeyse herkesin alfa, beta dalgalardan bahsetmeye başlaması, hepsi ve dahası bu çağda, şimdilerde oldu.

Bilincimiz yükseliyor. Unutmayalım, bilincimiz hayatımızı belirler.