Mükemmelliyetçilik..

Yıllar önce dört alim Kawir çöllerinde bir kervanla yolculuk ediyormuş. Akşamları ateş etrafında oturuyor, deneyimleri hakkında konuşuyorlarmış. Dördünün de develere hayranlığı varmış. Develerin huzurlu hallerine şaşıyor, güçlerini takdir ediyor ve sabırlarını anlaşılmaz buluyorlarmış.

İçlerinden biri “Biz kalem ustalarıyız, bu hayvanı övmek ve onurlandırmak için yazalım veya çizelim” demiş. Bu sözleri söyler söylemez bir parşömen kağıdı alıp gaz lambasıyla aydınlanan çadıra girmiş. Birkaç dakika sonra dışarı çıkmış ve çalışmasını üç arkadaşına göstermiş. Kağıtta dinlenme pozisyonundan kalkmaya hazırlanan bir deve çiziliymiş. Hem de o kadar güzel çizilmiş ki, insan canlı olduğunu düşünebilmiş. Daha sonra bir başkası çadıra girmiş ve bir süre sonra çıkmış. Onunkisi, develerin kervana sağladıkları yararların kısa bir anlatımıymış. Üçüncü olarak çadıra giren alim ise büyüleyici bir şiir yazmış.

En son dördüncü alim çadıra girmiş ve diğer arkadaşlarını kendisini rahatsız etmemeleri konusunda uyarmış. Birkaç saat sonra ateş sönmüş, çadırın dışındakiler çoktan uykuya dalmış. Fakat loş çadırdan hala kalem sesleri ve monoton bir şarkı geliyormuş. Arkadaşları onu dördüncü gün de ikinci ve üçüncü gündeki gibi boşuna beklemişler. Sonunda beşinci gün çadırın girişi açılmış ve çalışkanların çalışkanı ölesiye yorulmuş halde, morarmış gözler ve çökmüş yanaklarla dışarı adım atmış. Yorgun adımlarla canından bezmiş bir şekilde diğerlerinin yanına yaklaşırken bir tomar parşömen kağıdını halıya atmış.

Birinci rulonun dışında büyük harflerle “Kusursuz deve, veya bir deve nasıl olmalı” yazılıymış…

geleceği tasarlarken kadim hikayelere göz atalım

Masallar efsaneler, çok eski hikayeleri okurken bir yandan da o zamanlardaki gibi özgün yeni bir hikayenin neden gelmediğini düşünür müsünüz..

El yazısı ile yazı yazmayı bırakmış, kitap okumayan, hayal kurmayan, daha az kelime hazinesi ile konuşan, bugün her türlü araştırma yapmayı kolaylaştıran teknolojik seçenekleri kullanan ama kendi aklı fikriyle, bilinçli düşünmeyi ihmal eden bugünün insanlarına dijital cihazlardaki görsel ya da işitsel zenginliklerin, izlenen filmlerin, oyunların beynin düşünme, yazma ya da yaratıcılık yeteneğine, insanın ‘düşünce’ sürecine bir faydası olmaması (ve belki de bu yetiden uzaklaştırması) nedeni ile de önümüzde uğraşmamız gereken yeni bir konu var.. düşünme alışkanlığımızı ve yaratıcılık yeteneğimizi yeniden canlandırmak.

Bireyin sevgi, barış, bilgelik, birlik, yaratıcılık potansiyelini açığa çıkartan daha derin anlam arayışını, daha yüzeyden daha derine ve daha bireyselden daha kolektif bilince geçişini, sıradanlığın muhteşemliğini görebilmeyi bize hep bu kadim bilgilerle dolu eski hikayeler öğretiyor.

Bilen olmaktan öğrenen olmaya, maddeden manaya geçmeyi, görünmeyeni görünür hale getiren zekayı bencillikten kurtarmayı ve insan yararına kullanmayı, her birimizin damla olduğunu anlamayı ve nihayetinde içe yolculuğu deneyimlemeyi anlatan hikayeler, iyiyle kötü ayrımını yapabilen insanın düşünebilen, duygularıyla bağlantısını hiç koparmamış en iyi versiyonunu geleceğe taşımamız gerektiğini hatırlatıyor.

bağlantıda olmayı unuttuk

Etimoloji her alanda başvurulacak bir kaynak.

Kelimelerin kökeninde çok büyük sırlar gizli. Örneğin insan kelimesi unutan demekmiş. Gerçekten de insanın doğduktan ölene kadar bu alemin anlamını keşif serüveninde aslında bildiklerini hatırlayan bir hali vardır.. kadim bilgiler bize bir yerlerden tanıdık gelir.

Diğer bir örnek religion kelimesinin Latince köküne inildiğinde anlamının re-ligio yani yeniden bağlanmak olduğunu görüyoruz. Okumaya devam et “bağlantıda olmayı unuttuk”

etki tepki yasasını aşabilmek

Bilim insanlarının mistik taraftan bakabilenlerine hayranım, belki de iki ayrı taraf olmadığını yalnız bir hakikatın olduğunun ortaya çıkmasına hizmet ettikleri için.

Eğer bir atomun %99.99999’u enerji ve %0.00001’i fiziksel madde ise, o zaman ben bir şeyden çok, bir hiçim diyen nörobilimci Dr. Joe Dispenza, tasavvuf ilminde, Uzakdoğu felsefelerinde yer alan binlerce yıllık söylemi teyid edercesine, insan bedeninin aslında fiziksel dünyanın tanımladığının çok daha fazlası olduğu halde, mevcut gerçekliğini duyuları aracılığı ile algıladığı şeylerle tanımlamasının yaşanan en büyük kısıtlanma olarak açıklamaktadır. Okumaya devam et “etki tepki yasasını aşabilmek”

işyerindeki en büyük sorun..insanlar mı ?

Çeşitli meslek gruplarından çalışanlardan oluşan bir toplulukta bütünsel bakış açışı ile iş yaşamlarındaki zorlukları, sorunları paylaştık. Ruhsal zekanın bu sıkıntıları aşabilmemizde nasıl yardımcı olabileceğini konuştuk.

Sizin için iş hayatınızdaki en büyük sorun nedir? soruma topluluktan gelen cevap “insanlar” oldu.

Sosyal medyada sıkça paylaşılan, kendilerine iş arayan gençlere işin iyisinden ziyade patronun iyisini tercih etmelerini öğütleyen bir sözün binlerce beğeni ve destekleyici yorum alması hiç de tesadüf değil, üstelik işyerindeki zor insanlar kapsamı patronlarla da sınırlı değil, işe yeni başlamış gençlerden de o kadar şikayet ediliyor ki.. Başka bir grupta da muhtemelen başka genellemelerle her profilden, her yaştan, her statüden çalışanla ilgili yakınmalar duyabilirim. Okumaya devam et “işyerindeki en büyük sorun..insanlar mı ?”

farkındalık sonrası hayat

A-ha anı olarak da bilinen bilincimizdeki hareketlenmeden söz ediyorum; farkındalık. Bu anın büyüsünü yaşayan bilir, çok kıymetlidir ama bu bilinci uzun süre hayatımızda tutmak gayret, çalışma, çaba ister.

Farkındalık anı gelip geçen bir deneyim değildir, değiştirici, dönüştürücü etkisi vardır. Bir kez bilincinizde bir “kıpırdanma” olduğunda, artık ondan önceki zihninizi, düşünme tarzınızı hatırlamazsınız bile, duyularınız olayları, kişileri bugüne kadar olduğundan farklı şekilde algılamaktadır, bakış açınız değişmiştir, çevreniz, dünyanız da buna ayak uydurur. Okumaya devam et “farkındalık sonrası hayat”

bana ne faydası var ?

Açmayı planladığım Spiritüel Zeka: Kalbi Uyandırmak başlıklı eğitim ile ilgili bana en çok şu soru soruldu.. “bana ne faydası var?”..

SQ,spiritüel zeka IQ ve EQ’dan sonra, üzerinde son yıllarda daha çok konuşulan bir kavram, aslında çok da karmaşık değil, bu zeka potansiyel olarak hepimizin özünde var.. Okumaya devam et “bana ne faydası var ?”